Kara Koyun Türküsünün Hikayesi

Kara Koyun Türküsünün Hikayesi

 Kara koyun türküsünün hikayesi tam olarak nerede geçtiği bilinmiyor ancak Yozgat, Adana ve Nevşehir yörelerinde yaşayanların bu türkünün kendilerine ait olduğunu, kendi bölgelerinde yaşanan bir hikayeden kaynaklandığını savunurlar. Önemli olan ise bu türkünün gerçekte nerede hayat bulduğu değil, dilden dile dolaşarak bugüne kadar gelmiş olmasıdır. Bir de şunun bilinmesi gerekir ki, bu türkümüz diğerlerinden farklı […]

 Kara koyun türküsünün hikayesi tam olarak nerede geçtiği bilinmiyor ancak Yozgat, Adana ve Nevşehir yörelerinde yaşayanların bu türkünün kendilerine ait olduğunu, kendi bölgelerinde yaşanan bir hikayeden kaynaklandığını savunurlar. Önemli olan ise bu türkünün gerçekte nerede hayat bulduğu değil, dilden dile dolaşarak bugüne kadar gelmiş olmasıdır. Bir de şunun bilinmesi gerekir ki, bu türkümüz diğerlerinden farklı olarak sadece kaval ile çalınarak söylenmesidir. Bu türkünün ağzı, dilli kaval gibidir.

Biz Ahmet diyelim, siz Mehmet deyin, hiç önemli değil. Çoban bir insanın sürüsüyle beraber sabahın erken saatlerinde dağ yolunu tutarak, akşam vaktinin gün batımına kadar dağ taş demeden bütün yamaçları dolaşarak koyunları sağ salimen sahiplerine tekrar ulaştırması kolay bir iş olmasa gerek. Bir koyunun burnu kanasa, ayağına taş batsa çoban kısmının uykusu kaçar, sabaha kadar o hayvanın peşinde koşar, her türlü kendi bildiği yöntemle tedavi yolunu arar ve hayvanın yarasını iyileştirmeye çalışır. Eğer iyi olamazsa hayvanı sırtına aldı gibi dosdoğru en yakın baytara götürerek iyileşmesi için çalışır, gerektiğinde avuçlarıyla su içirir.

Gerçek çobanlar çok iyi kaval çalar. Çok eski zamanlarda önemli bir meslek olarak kabul edilen çobanlık farklı yarışmalarda kendini göstererek kavalı ile birlikte koyunlarına da söz geçirerek idare eden, onlarla duygusal bir bağ kurabilen kişidir.

Kara Koyun Türkü Öyküsü

İşte böyle özverili çobanların birisi bir obanın beyine ait güzel bir kız olduğunu duymuş  ve bu kızın adının Gülhanım olduğunu öğrenmiş ama sadece duymuş, hiç kendisini görmemiş. Zavallı ne zaman görecek ki? Çünkü sabah gün doğmadan dağlara gidiyor, gün batarken de ağıla geri geliyor, köye dönüyor kızı görmek için günyüzü görmesi lazım değil mi.
Kader bu ya günün birinde biraz erken dönüyor ağıla. Sürüleri ile beraber çeşmenin başında Gülhanım’ın su doldurmak için çeşme başında olduğunu yanındaki diğer çobanların fısıltılarından duyuyor ve olan oluyor. Gerçekten de söylenildiği gibi bu kız tam bir ay parçası. Üzerine kırmızı basma bir fistan giymiş, boyu orta ile uzun arası, saçları belinde, gözleri ela, başında bir sıra dizili altın… Bizim çoban hemen alıyor eline kavalını üflüyor dertli dertli. Gülhanım kız da sesin geldiği tarafa kafasını hiç çevirmeden durur mu.

BUNU DA OKUMALISINIZ>>>  Montessori Eğitimi Nedir

İşte o an, o saat içinden bir şeyler kopup akıp gidiyor ikisinin de birbirine doğru. Aşk dedikleri, işte o zamanlar yaşanan gerçek olan aşk buymuş. Bir oba beyinin kızı sıradan bir çobana gönlünü kaptırıyor, göz görup gönlün sevmesi işte böyle bir şey demek ki.
O günün şartlarında gizliden gizliye ne kadar konuşulup buluşulursa o şekilde birbirlerini görüp konuşmuşlar. Ancak aralarındaki iletişimin sırrı kaval olduğunu kimse bilmiyormuş. çoban sevdiği kıza söylemek istediklerini kaval sayesinde üfleyerek dile getiriyormuş. Kıza söylemek istediklerini kaval sayesinde aktarıyormuş.
Çoban kısmını kimse adam yerine koymadığı için zavallı aşık çoban bir türlü kızı babasından istemeye cesaret edemezmiş. Çünkü davul bile dengi dengine çalar, diye söylendiğini bildiği için bir ağanın kızının çobana verilmeyeceğini bilir ve sadece uzaktan bakar geçermiş Gülhanım kıza.
Akşamüstü bir gün bizim çoban koyunları sağımdan sonra yaylıma çıkarır. Bu yaylım da ağıla çok uzak olmadığı için, içinden geçen çaresiz duyguları kavalın içine üflemiş garip. Bunu duyan Gülhanım yattığı yerde bir sağa bir sola döne döne çobanın söylediklerini anlamaya çalışıyormuş. Fakat kavalın sesi birden kesilmiş. Gülhanım da dinlemiş dinlemiş bir türlü kavalın sesi gelmemiş, çobanın uyuduğunu düşünmüş. Ancak yine de kavalın sahibinin tekrar uyanıp kaldığı yerden devam etmesini beklemiş. Aradan epey zaman geçtikten sonra kaval sesi duyulmaya başlamış ama bir tuhaflık olduğu belliymiş.
Çoban koyunlar ile birlikte uzaklarda değil yakınlarda hülyalara dalmışken 9 tane haydut silahları ile birlikte çobanın üzerine baskın yapmış, ağzını bağlamışlar, elini, kolunu bağlayıp sürüsünü kaçırmak istemişler. Hırsızlar koyunları sürüp götürmek istemişler ancak koyunlardan bir tanesi bile kıpırdamamış. Çoban da eğer ağzını açarlarsa ve ellerini çözerlerse kavalını çaldığı zaman koyunların hareket edeceğini, yoksa kesinlikle sürüyü götüremeyeceklerini söyleyince haydutlar çaresiz kabul etmiş ve ellerini çözüp kavalı çalmasına izin vermişler.
Kurnaz çoban da kaval sayesinde durumu Gülhanım’a haber vermiş. Gülhanım durumu hemen babasına haber vermiş ama bir başka acı gerçek de ortaya çıkmış ki o da çobanın kavalı ile söylemek istedikleri her şeyi Gülhanım’ın anlaması imiş.

BUNU DA OKUMALISINIZ>>>  Bitkilerde Savunma Sistemi

Kızın babası durumu anlayınca çobanı çağırmış ve obasını terk etmesini istemiş.
Yörenin ileri gelenleri iki sevenin ayrılmaması gerektiğini kızın babasına söylemişler, ancak kızın babası Nuh demiş peygamber dememiş. Tek şartla kabul ederim, eğer çoban koyunlara üç gün üç gece sürekli tuz verecek, sonra da kavalıyla ırmağın karşısına koyunları hiç su içirmeden geçirecek. Eğer başaramazsa obayı terk edecek demiş ve çoban bu şartı kabul etmiş.
Sözün kısası çoban sürüdeki kara koyun tarafından zorlansa da bu şartı başarı ile yerine getirerek oba beyinin gönlünü ve kızını almayı başarmış.

Bir önceki yazımız olan Berbat 2 Buluş; Cips ve Cola başlıklı makalemizde Cola nasıl bulundu?, George Crum ve Patates cipsi nasıl icat edildi? hakkında bilgiler verilmektedir.

] }

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?